Ana Sayfa Gezi Yazıları Peru Seyahat Rehberi

Peru Seyahat Rehberi

tarafından Sadife
Okuma Süresi: 7 dakika

Peru’nun başkenti Lima’ya İstanbul’dan ulaşım.

Dünyanın diğer ucundayım, o zaman kabilemize kötülük getiren cam şişeyi buradan aşağıya atabilirim ülkesi benim için. Dünyanın öteki ucu çok uzaktır yavrum, 20-40 gün yürümen gerekebilir. Bunu “Tanrı’lar Çıldırmış Olmalı” filmi birim zamanından, uçak birim zamanına çevirirsek eğer 12.30 saat İstanbul- Sao Paulo, 4.5 saat Sao Paulo – Lima yolculukları yaparak Peru’ya ulaştık. Aktarmadaki bekleme süremiz uzun olduğundan Lima’ya ulaştığımızda yalnızca şehirde biraz yürüyüp bir şeyler atıştırabilecek kadar enerjimiz kalmıştı.

Başkent Lima

İnternetteki suç oranı çok yüksek, güvenlik sıkıntısı var yorumları sebebiyle biraz tedirgin halde dev öpüşen çift heykelinin olduğu “Park of love” a gittik. Denizi seyrettik, rüzgarı hissettik. Rüzgar, jetlag ve bira fena çarpıyor. Parka giderken de yolda hapishane demirleri olan bakkaldan “İnca Cola” alıp içmiştik. Türkçe tabiriyle “Sarı Kola” gerçekten de Peru’da mevcut. Onun da küçük bir etkisi olabilir bu duruma. Yağmalanma riskine önlem olarak hapishane demirleri ile kapatmışlar çoğu yapıyı. 3. dalga kahvecisi dekoru değil yani. Burası Peru burda herşey gerçek!!. “İnca cola” ise rengi açık sarı meyveli bir gazoz. Tüm seyahatimiz boyunca bizimle birlikteydi. Buradan sevgilerimi gönderiyorum kendisine. Lima bizim için perulularla Türklerin birbirlerine ne kadar benzediklerinin ilk örneklerini gördüğümüz yerdi. Adamlar evin önüne bahçe duvarı yapmışlar duvardan kimse atlamasın diye de üstüne cam parçaları dökerek güvenlik önlemi almışlardı. Sokakta çocuklar araba lastiğini sopayla çevirmece oyunu oynuyorlardı mesela. Lima’yı çok sevdiğimi söyleyemeceğim, eh işte. Büyük şehirler benim kalemim değil.

Cusco Şehri

Limayı tek gecelik dinlenme yeri olarak kullanıp asıl hedefimize (Machu Picchu) biraz daha yaklaşabilmek için uçakla Cusco’ya geçtik hemen. Cusco havalimanından daha çıkmadan aynı gün için şehir turu, ertesi gün için de Pisac- Sacred Valley- Ollantaytambo turu ayarladık. Cusco’ya gitmeden önce dersimize çalışırken okuduğumuz yorumların %98 i havalimanından tur ayarlamanın daha iyi olacağı yönündeydi. Bu davranışımız bir fark yarattıysa bile o fark nedir hiç bilmiyorum. Sadece bilenlerin izinden gittik. Cusco havalimanından taksiye binip otelimize doğru yola çıktığımız ilk dakikalarda Allahım günlerce süren yolculuklar sonunda buraya mı vardık, e Bağcılar burası diye paniğe kapıldım. Ancak otelimize varınca meydanı ve o dar Arnavut kaldırımlı sokakları, alpakaları yerel kıyafetli kadınları görünce rahat bir nefes aldım. Hatta ani yükseklik değişikliği sebebiyle(Cusco rakım:3400m) nefes almak zorken bile rahat nefes aldım, çünkü bir gün önce limadan bu rahatsızlığı yokeden “Sorrochi” denen ilaçtan içmiştik. Sorojchi’yi kullanmak yerine Coco çayı içebilir (evet bildiğiniz coco) veya coco yaprağı çiğneyebilirsiniz. Zaten vücut bir kaç gün içinde o yüksekliğe adapte oluyormuş.

Qorikancha Tapınağı

İlk gün otelimizden alınıp 10 cümle İspanyolca 1 cümle İngilizce konuşan rehberimizin yanına bırakıldık. Şehrin hemen içindeki Qorikancha tapınağında İnkalar hakkındaki ilk bilgileri almaya başladık. Güneşin İnkalar için önemini, imparatorlarını güneşin oğlu kabul etmelerini, tarım ve mimarideki ileri derece gelişmişlik düzeylerini hayretle dinledik. Peru’daki en iyi taş işçiliğini kendi gözlerimizle gördük. Tabiki Tanrı’ya kurban verme her kültürde olduğu gibi burada da karşımıza çıktı. Doğal afetlerden korunmak ya da kurtulmak adına çocukları bu tapınaktaki meydanda ateşe atıp Güneş Tanrı’sına sunmuşlar.

Saksaywaman

Şehir surlarının olduğu bölge Saksaywaman. Cusco şehri gökyüzünden bakıldığında puma kafası şeklinde inşa edilmiş. Surlarla da şekil daha belli olsun diye kontür atmışlar herhalde. Çünkü surların şehri İspanyollardan pek koruduğu söylenemez. Yeni dünya keşifleri sırasında inkalar da kızılderililer gibi denizden gelen adamların vahşetine maruz kalmışlar.

Tambomachay

İnka banyoları Tambomachay. Tepeye sokularak inşa edilmiş 4 basamak taş duvardan oluşan su kemeri. İnkalar’ın vücutlarını ve akıllarını temizledikleri yer imiş.

Pukapukara

Pukapukara Quechua dilinde ( Batu’nun dechatlon’dan aldığı pembe botların markası) kırmızı kale anlamına geliyormuş. Bir çalışmaya göre avcıların ve gezginlerin dinlenme yeri olduğu diğer bir çalışmaya göre ise şehirin stratejik bir noktası olduğundan gözlem için kullanıldığı iddia ediliyormuş. İngilizcesi harikalar yaratan rehberimizin çok derin açıklamalarına göre ise “here is another historical place that you can take photo.” 🙂
Şehirden uzaklaşırken geçtiğimiz yollardaki evlerin çatılarında ikişer tane inek figürü gördük. Sonra şehre döndüğümüzde aslında bir çok evin çatısında olduğunu fark ettik. Bu figürler o haneye bereket bolluk getireceği inancıyla koyuluyormuş. Bizim apartmana dev nazar boncuğu yapıştrma adetimizin başka bir çeşidi.

Sacred Valley – Pisac – Ollantaytambo

Alabildiğine yeşillik, ufka kadar yeşillik… uykuya dalmak için hayal ettiğim yeşillik…Windows duvar kağıdı gibi yeşillik… Böyle büyülü mistik bir yerde tabiki şamanlar insanlardan kendilerini soyutlayarak ruhlar ve insanlar arasındaki bağı kurabilirler. Tabiki insanlar iyileşmek için buralara kadar gelirler, Cusco sadece medeniyet, tarih ve doğa değil, aynı zamanda iyileşme mistik duyguları tatma yönünden de herkesi tatmin edebilecek güce sahip.
Sacred valley, İnka imparatorluğunun kalbi. Verimli tarım arazilerinin, Pisac ve Ollantaytambo köylerinin içinde bulunduğu alan. Bakmalara doyamadığımız terasları ilk gördüğümüz yer.
Turun başlangıcında panoramik görüntüsünü fotoğraflayabileceğimiz bir noktada durduk. Ardından Pisac köyüne geçtik, 1 saat gibi bir süre serbest zaman verildi, köyü ve pazarını turlayabilmemiz için, yerel kıyafetlerin en güzel detayı olan rengarenk şapkalardan aldım kendime. Ve teraslara doğru yola çıktık. Bu tur biraz yorucu, çokça enerjiye, iyi bir treking ayakkabısına ve ince ince kat kat giyinmeye ihtiyaç var. Hava durumu rüzgarlı, yağmurlu, soğuk, fakat aniden sıcak güneşli ve nemli. Tabii bizim gittiğimiz mart ayı dönemi için verdiğim bir hava durumu bu. Her durakta rehberimiz alanın kısaca İspanyolca ve İngilizce tarihini anlattı ve yaklaşık bir saat serbest zaman verdi. Ollantaytambo yolunda tur arabamıza binen bir müzisyen de kulaklarımızı şenlendirdi. Buralarda karşılaştığımız görüntülerin kelimelerle karşılığı yok bende, o yüzden fotoğraflar konuşsun.

 Cusco’dan Machu Picchu’ya ulaşım.

Ertesi günümüzü hedefimiz olan Macchu Picchu’ya daha da yaklaşarak geçirdik. Ve Gezi bütçemizi en çok sarsan noktaya geldik. Cusco’dan dolmuşla Ollantaytambo ya gidip “inca rail” ile Macchu Picchu dağının eteklerindeki köy olan Aguas Calientes’e geçtik. Köye ulaşım tek yol tren, yok ben yürürüm diyorsanız o başka bir macera (Inca Trail dedikleri yol ile 4 gün yürüyerek ulaşabilirsiniz.), tek seçenek olduğu için de biraz tuzlu. Ve bizim gibi son birkaç günde tren bileti ayarlamaya çalışırsanız ekonomi sınıfı kalmıyor, turcular tarafından tüketilmiş ve karaborsa olarak fahiş fiyatlara satılıyor. Turcuya para yedireceğimize zengin sınıftan alırız o zaman dedik ve bastık parayı business class trene, izzeti ikram güzeldi, trenin tavanı zaten cam tavan, yolculuk And Dağları’nın arasında Urubamba nehirinin kıyısında geçiyor, nehirde zıplayan balıklar, sevimli sinek kuşları, nehrin gürüldeyen sesi, ben bu kadar doğaya aitken, nasıl oluyor da uzaklaşabiliyorum dedirtiyor.

Aguas Calientes 

Aguas Calientes’e varınca ilk işimiz kalacak bir yer bakmak oluyor, tek gece için yüksek fiyatlar biraz canımızı sıkıyor. Ama yine de bütçeye uygun bir yer buluyoruz penceresi olmayan nemli iğrenç bir oda neyseki sadece uyuduk. Daha sonra Machu Picchu giriş biletlerimizi köyün meydanındaki ofisten alarak cebimize koyduk, ve dağa çıkmak için araçların nerden kalkacağını ve ne kadar ödeceğimizi öğrendik, her seferinde başka bir darbe indi bütçeye ama artık geri dönüş olmadığı için kaderimize razı olduk. Bu arada Cusco’dan tüm valizleri yüklenip gelmedik Aguas Calientes’e. Sırt çantası, bir tişört, bir yağmurlukla geldik, diğer eşyalarımız Cusco’daki otel odasında kaldı.

Machu Picchu

Sabah İlk araçla Machu Picchu’ya çıkmaya karar verdik. Sabahın körü saat 5 de dolmuş sırasına girdik. Bardaktan boşalırcasına bir yağmur vardı. Tabii bizde de biraz hayal kırıklığı hava yüzünden, ilk iki saatimizi yağmurla mücadele ederek geçirdik yukarıda. Dağdaki İnka yollarından yürüdük. Geldiğimiz treni seyrettik yukarıdan. Sürekli durup manzaraya baktık, bu kadar turistik olup hala nasıl bu kadar güzel olabilir diye düşündük. Hani bir yere gidersiniz ve aslında fotoğraflardaki kadar iyi olmadığını görürsünüz ve küçük bir hayal kırıklığına uğrarsınız ya ( hatta Japon’lar buna Paris sendromu demişler daha şiddetli yaşıyorlarmış çünkü, Eyfel Kulesi’ni hiç beğenmiyorlarmış.) işte burası tam tersi gelmeden önce baktığınız fotoğraflardan daha iyi, daha mükemmel, daha fazlası. Yavaştan yağmur dindi, sisler dağıldı, hava 150 derece oldu ve biz tüm şehri gezmeyi başardık ancak Vayna Picchu’ya tırmanacak enerjimiz kalmadı, bileti oysaki giriş ve tırmanış olarak almıştık. Biz de oturup lamalarla iletişim kurmaya çalıştık, hiç tükürdüklerini görmedik, zaten insanlara alışıklar, elden yemek yiyorlar, sizinle fotoğraf çekiliyorlar, birkaç yıla kalmaz fotoğraf için tip bile isteyebilirler. Tuvalet yalnızca girişte var aldığınız biletle bir kere girip çıkabiliyorsunuz bu da bir kere tuvalete gidebilirsiniz demek, dikkatli sıvı tüketin ya da. İsterseniz girişte pasaportunuza Machu Picchu damgası bastırabilirsiniz. Çok tatlı bir detay.

Machu Picchu’dan Cusco’ya dönüş.

Gezme işlerimiz bitince akşam 5 gibi geri köye indik. Yemek yiyip trenimize binip Cusco’ya doğru yola çıktık, yine aynı rotayı kullandık dönüş için de. Buradaki son günümüzü Cusco’da şehrin içinde pazarda sokaklarda gezerek hediyelik bir şeyler bakınarak ve çevredekilerle sohbet ederek geçirdik. Her beğendiğimiz kafede durup kahve içtik, bir şeyler atıştırdık, yerel kıyafetli kadınlarla ve sevimlilik derecesi Everest olan alpakalarla fotoğraf çekildik. Peru mutfağı dünyaca ünlü olmasına rağmen bir Türk mutfağı değil tabiki, hiç bir mutfak bir Türk mutfağı değil canım yaprak sarma, canım mantı 🙂 ama içeceklerden Pisco Sour’u çok sevdik.

İca Şehri Gezisi

Diğer gün Limay’a uçakla dönüp, otobüsle İca şehrine geçtik. Lima – İca arası otobüsümüzün koltukları tamamen yatabilme özelliğine sahipti. Lima ve Peru’nun güney bölgesinin güvenlik problemleri olmasına rağmen kendi evimdeymiş gibi uyudum otobüste. İca’ya vardığımızda başka bir ülkeye geldiğimizi zannettim. Hindistan veya Mısır olabilir öyle bir keşmekeş. Yollar toz duman, arabalar eski püskü, terminalden otelimize giderken taksici ile baya sohbet ettik. Onun yarı ingilizcesi Burak’ın yarı İspanyolcası birleşti ve Türk dizilerini bile konuştuk adamla. Otele ulaştığımızda kapı kepenklerle falan kapatılmış zili çalıyorsun, içeriden birileri açıyor kapıyı, hafiften tedirgin olduk tabi böyle bir şeyle karşılaşınca, kapı açılınca içerisi cennet gibi insan kahkahaları havuz başında kokteyllerini yudumlayanlar, müzik falan kapının ötesi Narnia:).

Huachachina (Madmax dünyası)

Otele eşyalarımızı bırakıp hemen Huachachina da sandboard yapmaya gittik. Huacachina kum tepeleri arasında doğal bir göl. Çevresinde de 115 kişilik bir köy olarak tanımlayabiliriz. Her tarafımız kumla dolmasına rağmen çok eğlendik.

Nazca Çizgileri (Birisi uzaylılar mı dedi ?)

Ertesi gün sabah erkenden 3 saatlik bir otobüs yolculuğu ile Nazca’ya geçtik, otobüs tam bir döküntüydü, toz kokusu havalandırma kapaklarının kafamıza inmesi nereye gidiyoruz diye sorgulamamıza sebep oldu. Nazca gerçekten hiçliğin ortası, otobüs terminalinden taksiye binip hemen Erich Von Daniken in “Tanrı’ların Arabaları”nda “şöyle olduysa uzaylılardandır, böyle bir teknoloji yok o dönemde o zaman kesin uzaylılardır.” diye kanıt gösterdiği çizgileri yukarıdan görmek üzere Nazca havalimanına gittik. Hiçbir ayarlama yapmadan havalimanında pazarlık yapıp Aeroparacas firması ile kişi başı 60 dolara 6 kişilik cessna uçaklarla, çizgileri görmek için uçuşa geçtik. Öncesinde kilomuza göre bir grup yapıldı ve oturacağımız yer belirlendi bana arka taraf düştü, bu hazırlıkları beklerken de Nazca çizgileri hakkında kısa bir belgesel gösterdiler. Kaptanlar yaklaşık 20 figürün üzerinden hem sağdakilerin hem de soldakilerin net bir şekilde görebilmesi için biraz mide bulandırıcı bir uçuş gerçekleştirdiler. Uçağı keskin bi şekilde bir sola bir sağa yatırıyorlardı.Gök yüzünden yerdeki şekillere bakınca ,insan gerçekten uzaylılar mı acaba diye düşünüyor. Hiç böyle teorilere inanacak biri olmasa da diğer insanların neden inandıkları netleşiyor gözümde. Çizgilerin miladdan öncesine dayandığı kanıtlanmış, bir teori uzaylıların yaptığı yönünde ama diğer teori de, Tanrı’lara dertlerini anlatmak, yalvarmak için bu dev çizimlerin insanlar tarafından yapıldığı yönünde. Tabii kanıtlanmış hiçbir şey yok. Çizgiler 1900 lerin başında Güney Amerika transit yolu yapılırken fark ediliyor, yani 2000 yıl boyunca hiç bir doğa olayı bu çizgileri bozamamış, bir insan bile yürümemiş herhalde. Kartal, balina, ağaç, astronot, spiraller, maymun, örümcek, sinekkuşu, eller benim şeklini çözebildiklerim. Pelikan, papağan, köpek, alcatraz kuşu da görmüşüz ama ben sonra çektiğim fotoğraflardan gördüm onları. Sıcak hava yüzünden telefonla net fotoğraflar elde etmek biraz zor olsa da hayrete düşürecek bir şeyler var elimizde. Uçuş bitiminde bir sertifika da veriyorlar çok tatlı bir hatıra oluyor.
Nazcadan icaya aynı gün içinde geri döndük.

Nazca’dan Lima’ya ve İstanbul’a dönüş.

Cennet otelimizde biraz dinlenip keyif yaptıktan sonra dönüşümüzü aniden Miami üzerinden yapmaya karar verdik. İca dan otobüsle Lima, Lima dan Miami, Miami’den de İstanbul rotası izledik dönüşte.
Peru daha bitmez, bitemez, yapılacak çok şey, gezilecek çok yer var, öncelikli olarak benim lise İngilizce hazırlık kitabımızda görüp, ben buraya gitmeliyim dediğim Machu Picchu hayalimi ve Burak’ın Tanrı’nın arabaları kitabından etkilendiği ve görmek için can attığı nazca çizgilerinin üstünü çizdik listemizde…Amazonlar-ıquitos, titicaca gölü, arequipa, rainbow mountain ve trekking rotalarını da anlatabilmek dileğiyle…sevgiler…

Bunlar da ilgini çekebilir.

Yorum bırak