Ana Sayfa Gezi Yazıları Kaliforniya Gezi Rehberi

Kaliforniya Gezi Rehberi

tarafından Burak
Okuma Süresi: 5 dakika

Kaliforniya Eyaleti

Amerika’da güzel bir iklimde tatil planı yapmak isteyenler için Amerikalıların da en çok tercih ettiği araba ile Kaliforniya turunu paylaşmak istiyorum. Kaliforniya eyaleti ülkenin en kalabalık eyaleti. Bu kadar fazla nüfusun yaşamak için neden burayı tercih ettiğini anlamak kolay. Sıcak iklimi, okyanus kıyısındaki yaşamı ve milli parkları görülmeye değer. Holywood yıldızlarının da yaşam alanı bu eyalet.

Bizim seyahatimiz San Francisco’da başlayıp, oradan arabayla tüm bögeyi güneye doğru gezerek, Los Angeles hava limanında son bulan 8 günlük bir yolculuk oldu. Aracı San Francisco hava limanından kiralayıp seyahat sonunda az bir fiyat farkı ile Los Angeles hava limanına bıraktık. Gezi güzergahımızı aşağıda görebilirsiniz. Gelelim gezdiğimiz yerlere.

San Francisco şehri

Bu şehir aslında çocukluğumuzdan beri bilinç altımızda duruyordu. Evet hepimiz “Bizim Ev” (Full House) dizisini yıllarca severek izledik. Dizinin kendisi aslında San Francisco reklamı. Golden Gate köprüsü, Pier 39, Alcatraz adası ve bütün şehir güzellikleri dizinin girişinde mevcut. Şehir merkezine bir kez ulaştığınızda gezilecek yerler biri birine çok yakın. Pier 39’a vardığınızda deniz aslanları ve Alcatraz adasını görebilirsiniz. Ordan yaklaşık 15 dk araç yolcuğu ile de Golden Gate köprüsüne ulaşmak mümkün.

Golden Gate köprüsünü ziyaret edecekseniz genelde öğleden sonra sis çöktüğü için köprünün ihtişamı görünmüyor. Öğleden önce gitmekte fayda var.

Pier 39

Pier 39, Alcatraz adası manzarasıyla ve deniz aslanlarıyla meşhur olmuş. Uzun zaman önce göç sırasında gelen bir deniz aslanını balıkçılar beslemiş. O mevsim göç etmeyip kalan deniz aslanı diğer deniz aslanları gelince yanlarına tekrar gitmiş. Fakat tekrar göç mevsimi geldiğinde halk şaşkına dönmüş. Bu sefer yüzlerce deniz aslanı göç etmeyip bu limanda yaşamaya başlamışlar. Uzun zamandır da deniz aslanları yaz kış limanın ev sahibi haline gelmişler.

Yosemite Milli Parkı

Sierra dağları bölgesinde bulunan Yosemite milli parkı harika doğası, temiz havası ve vahşi yaşamıyla büyük ilgi görüyor. Kaliforniya bölgesinde de en çok ziyaret edilen yerlerden birisi. Yaz aylarında giderseniz vadiye akan şelaleler kurumuş oluyor. Bahar aylarında sular gürül gürül. Yaban hayatı ise inanılmaz güzellikte. Yürüyüş rotalarından giderken sürekli uyarı tabelelerı görüyorsunuz. Araç camları açık ve içerisinde paketi açık yiyecek bulundurmayın diye. Ayılar bu bölgenin sahibi konumunda ve bu kokuları alıp aracınıza veya sırt çantanıza doğru gelebilirler. Aynı zamanda oldukça şirin geyikler de korkmadan yanınzda geziyorlar. Vahşi doğanın tam olarak içinde olmak böyle bir şey. Çok geniş bir park olduğu için gezilecek yerleri akşama kadar ancak bitirebilirsiniz. Biz bi patikadan geçerken çıngıraklı yılana denk geldik. Bir birimizi görünce aynı hızda, o da biz de kaçarak uzaklaştık.

Yosemite parkının en önemli görseli ise “Half Dome” denen tek parça granitten oluşan 2600m yüksekliteki zirve. Bilgisayar oyunları ile ilgilenenler bu loguyu gayet iyi hatırlayacaklardır. İşte o logodaki dağ bu dağ.

Yosemite aynı zamanda ismini orada yaşayan halktan almaktadır. Burası Yosemite yerlilerinin yaşam alanıymış (Artık yerliler tabiki yok). Beyaz Amerikalılar ise buranın güzelliğini keşfedip buraya akın etmişler. Bölgenin zengin halkı tatil için buraya geliyormuş. Nehir ve şelalere girip güneşleniyorlarmış.

Avenue of the Giants

Böyle dev ve ihtişamlı ağaçları dünyanın başka bir yerinde kesinlikle görmedik. İnanılmaz büyüklükteki ağaçların arasından arabanızla geçebilirsiniz. Koruma altındaki bu parkta vahşi yaşamı izleyebilir ve ağaçlara sarılarak dünya üzerinde ne kadar küçük olduğunuzu hissedebilirsiniz.

Carmel by the Sea

Amerika toprakları içerisinde bir Avrupa kenti adeta. Estetik açıdan mükemmel tasarlanmış bu kasabadaki her bir yapının ayrı bir hikayesi var. Kahve dükkanlarından evlere kadar her biri kendine özgü şirin tasarımıyla bize kendini hayran bırakıyor. İlk gördüğünüz anda, burada yaşasam ölümsüz olurum diyeceğiniz bir yer burası. Okyanusun kıyısındaki konumuyla da tertemiz havayı içinize çekip kahvenizi bu kumsalda yudumlayabilirsiniz.

Las Vegas

“What happens in Vegas stays in Vegas” demiş düşünür. Las Vegas çölün ortasına inşa edilmiş ve kendine ait bir elektrik santraline sahip olan bir eğlence kasabası. Hepimiz aslında hayatımızın bir bölümünde  Las Vegası gördük. Amerikan filmlerinin vazgeçilmezi. Filmlerde o kadar abartılıp abartılıp önümüze serilen Las Vegas aslında o kadar da büyük bir yer değil. Arka mahallelerinde ise hala popomuzu kesebilecek adamlar gezmekte. Burayla ilgili büyüleyici olan şey hiç bir zaman güneşin batmaması. Havanın kararmasıyla beraber yanan milyonlarca led ışık bütün şehri gündüze çeviriyor. Bu kadar aydınlıkta da tabi uykunuz gelmiyor.

Şehrin bir diğer sloganı ise hiç bir kurala bağlı olmaması. Şöyle ki asansörler dahil neredeyse tüm kapalı alanlarda sigara içmek serbest. Ayrıca ateşli silah yasağı da yok. Bu yüzden eğlence için yakın mesafelerde bir çok poligon bulunuyor. İsterseniz bir rezervasyon yaptırıp “Shooting Range” lerde stres atabilirsiniz.

Kötülüklerin Anası

Gelelim şehrin yapılma amacına, yani KUMAR. Buraya geldiğinizde o kadar çok kumar salonu göreceksiniz ki kaldığınız otel odasının içinde neden yok diye şaşırabilirsiniz. Hava limanında bagaj alım bölümünden başlayıp bütün marketlere kadar her yer kumar makinesi. Bunun bir yararı ise bütün otellerin lobilerinin herkese açık olması. Yani hiç çekinmeden istediğiniz bir otelin müşterisi olmasanız dahi içerisine girebilir ve bir eğlence bulabilirsiniz. Kumarhaneleri gezerken aynı makinede kumar oynayan birini sonraki gün aynı saatte aynı yerde bulmanız mümkün. Kumar konusunda çok şanslı olamadığımız için fazla para harcamadan o bölümü bitirdik. Sonuçta gezmeye geldik sadece kumar için değil. Ayrıca Las Vegas’ın asıl güzelliği akşam olduğu için bir çok dans gösterisi veya konserlerden dilediğinize gidin. Her biri birbirinden  güzel olacak. Yürüyerek gezebileceğiniz en güzel yerler “Strip” bölgesi ve “Fremont Street”. Bu iki yer de turistik açıdan eğlencenin tavan yaptığı yerler.

Bölgenin olmazsa olmaz aktivitelerinden birisi ise “Bellagio Hotel” önündeki su gösterisi.

Las Vegasta konaklama olayına da kısaca değinmek istiyorum. Oteller genellikle sadece oda olarak satılıyor. Otellerin hepsi de oldukça lüks. Fiyatlarda ise ilginç bir uçurum var. Hafta içi fiyatlar inanılmaz derecede düşük. Hatta fiyatı görünce inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Hafta sonları ise çok çok pahalı. Bunun nedeni de gerçekten kumar oynayan paralı müşteriler hafta sonunu tercih ediyor. Hafta içleri de asıl amacı gezmek olan turistler geliyor ve odalar boş kalmasın diye de fiyatlar çok düşük oluyor. Tatilinizi planlarken bunu da göz ardı etmeyin.

Grand Canyon National Park

Doğa tarafından özenle yapılmış dev bir tablo. Büyük Kanyon adını hak edecek derecede BÜYÜK. O kadar ki yükseklik ve uzaklık algınızı bozuyor burası. Mesafeler adeta zihninizde anlamsızlaşıyor ve derinlik duygunuzu yitirmenize sebep oluyor. Arizona nehrinin binlerce yıl boyunca vadiyi oymasıyla meydana gelen Büyük Kanyon tam bir Amerikan Kültür mirası. Bölgenin korunmasına ve bakımına büyük bir özen gösteriyorlar. Turistler bakımından da kalabalık bir yer burası. Yanınızda kalın giysiler bulundurmanızda yarar var. Yüksek bir yer olduğu için oldukça serin oluyor. Kanyonda gezi yapmanın bir kaç yolu var. Bunlardan birincisi, doğal park içinde yani kanyonun kenarında yürüyüş parkurları olan ana park alanına gelip gezmek. İkinci seçenek ise Las Vegas’dan helikopter ile gökyüzünden bu turu yapmak. Bir diğer seçenek ise kanyonun içine kadar inen bir helikopter yolculuğu. Helikopter sizi kanyonun içine bırakıyor ve yürüyerek geziyorsunuz. Biz arabamızla geldiğimiz için hem de maliyet açısından daha uygun olduğu için birinci seçeneği tercih ettik. Parkın giriş ücreti 30$ (araç başı). Yine buraya da erken bir saatte gelmekte yarar var çünkü yürüyüş parkurları yaklaşık 2 saat kadar sürebiliyor. Ayrıca bu güzel manzaraya baktıkça daha çok zaman ayırma ihtiyacı duyuyorsunuz.

Flagstaff

Büyük kanyondan ayrıldığımızda hava karardığı için milli parkın 30km yakınındaki Flagstaff isimli kasabada bir gece konakladık. Kasaba tam bir çiftçi kasabası, yol kenarlarında organik ürünler satan marketler var. Bizim de karnımız oldukça acıktığı için kasabadaki güzel bir cowboy restoranında yemeğimizi yedik. Amerika et konusunda gerçekten çok başarılı. Bu restoranın menüsünde ayrıca geyik eti ve yılan eti de vardı. Gerçekten iştah açıcı 😀

Route 66

Los Angeles (City of Angels)

Bunlar da ilgini çekebilir.

Yorum bırak